Sistemimizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için yasal mevzuata uygun çerezler kullanılır. Balıkesir Ticaret Platformu’yu kullanarak bu çerezleri kabul etmiş olursunuz. Detaylı bilgi için çerez politası sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Günlük telaşların, ekonomik kaygıların, siyasi tartışmaların, teknolojik gelişmelerin içinde savrulup giderken, aslında kendilerini şekillendiren görünmez bir iklimin etkisi altında olduklarını pek düşünmezler. Oysa her dönemin bir ruhu vardır. İnsanların neye inandığını, neye kızdığını, neye sevindiğini, neyi değerli, neyi değersiz gördüğünü belirleyen bir ruh…
İçinde yaşadığımız çağın ruhu ise belki de insanlık tarihinin en büyük çelişkilerini bünyesinde taşıyor. Hiçbir dönemde insan, bugünkü kadar bilgiye ulaşma imkânına sahip olmadı. Fakat garip bir şekilde, bilginin arttığı ölçüde hikmetin azaldığı bir zamandan geçiyoruz. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki gelişmeleri öğrenebiliyor, binlerce kitaba tek tuşla ulaşabiliyoruz. Ancak bütün bu bilgi yığınının içinde düşünmeye, sorgulamaya ve anlamaya ayırdığımız zaman giderek azalıyor.
Çünkü çağımızın en büyük talebi hızdır. Her şey hızlı olmalı. Başarı hızlı gelmeli, para hızlı kazanılmalı, haberler hızlı tüketilmeli, dostluklar hızlı kurulmalı, hatta mutluluk bile hızlı yaşanmalıdır. Fakat insan ruhunun kendine ait bir zamanı vardır. Bir ağacın büyümesi gibi, bir çocuğun olgunlaşması gibi, sevginin kök salması gibi, acının dinmesi gibi. İnsan, makine değildir. Ne var ki zamanın ruhu, insanı da bir makineye dönüştürmek istiyor. Sürekli üretmesini, sürekli tüketmesini, sürekli yarışmasını ve sürekli daha fazlasını istemesini öğütlüyor. Bir an durup etrafına bakan, kendisiyle baş başa kalan insan ise neredeyse çağ dışı ilan ediliyor. Belki de bu yüzden çağımızın insanı çok şey biliyor ama az şey hissediyor. Çok konuşuyor ama az dinliyor. Kalabalıklar içinde yaşıyor ama giderek yalnızlaşıyor.
Bir zamanlar insanlar mektuplarla haberleşirken birbirlerini özlerdi. Şimdi saniyeler içinde görüntülü konuşabiliyoruz ama birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. İletişim araçları çoğaldıkça iletişimin kendisi eksiliyor. Daha fazla bağlantı, daha az yakınlık. Daha fazla görünürlük, daha az samimiyet. Daha fazla tüketim, daha az huzur. Belki de çağımızın en büyük trajedisi burada yatıyor. İnsanlık refahı artırırken mutluluğu aynı oranda büyütemedi. Teknoloji ilerledi ama merhamet aynı hızla ilerlemedi. Binalar yükseldi ama gönüller aynı ölçüde genişlemedi. Ekonomiler büyüdü fakat insanın içindeki boşluk da büyüdü. Bir tarafta yapay zekâdan, uzay yolculuklarından, dijital devrimlerden söz ediyoruz; diğer tarafta yalnızlıktan, depresyondan, yabancılaşmadan ve anlam krizinden bahsediyoruz. Çünkü insan sadece maddeden ibaret değildir. İnsanın ekmeğe ihtiyacı olduğu kadar anlamaya, anlaşılmaya, sevilmeye ve ait olmaya da ihtiyacı vardır.
Ne yazık ki zamanın ruhu, insanı çoğu zaman sahip olduklarıyla ölçüyor. Ne kadar kazandığıyla. Ne kadar takipçisi olduğuyla. Ne kadar tanındığıyla. Ne kadar tükettiğiyle. Oysa insanın gerçek değeri, sahip olduklarında değil, sahip çıktıklarında gizlidir. Vicdanında, Merhametinde, Sadakatinde, Dürüstlüğünde Ve başkalarının hayatına bıraktığı izlerde…
Bugün dünyaya baktığımızda büyük bir gürültü görüyoruz. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes kendini anlatmaya çalışıyor ama kimse karşısındakini anlamaya vakit ayırmıyor. Herkes haklı olmak istiyor; oysa kimse hakikatin peşinden gitmiyor.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu, anlam yoksulluğudur. Çünkü insan sadece para kaybettiğinde fakirleşmez. Umutlarını kaybettiğinde de fakirleşir. Vicdanını kaybettiğinde de, Merhametini kaybettiğinde de Birlikte yaşama kültürünü kaybettiğinde de…
İşte tam da bu yüzden, zamanın ruhuna teslim olmak ile onu anlamak arasında büyük bir fark vardır. Çağın getirdiklerinden faydalanmak başka şeydir; çağın sürüklediği yere sorgusuz sualsiz gitmek başka.
Belki de günümüzde gerçek cesaret, herkesin bağırdığı yerde sesini yükseltmek değil; herkesin susturduğu değerleri savunabilmektir. Herkesin koştuğu yerde gerektiğinde durabilmektir. Herkesin tükettiği yerde kanaati koruyabilmektir. Herkesin birbirine benzediği bir zamanda, insan kalabilmektir. Çünkü tarih boyunca medeniyetleri ayakta tutan şey, sadece ekonomik güç ya da teknolojik üstünlük olmamıştır. Toplumları yaşatan asıl unsur; adalet duygusu, vicdan, ahlak ve insanlık bilinci olmuştur.
Zaman değişir. Nesiller değişir. Dünyanın dengeleri değişir. Fakat insanın özünde değişmeyen bazı hakikatler vardır. İyilik hâlâ iyiliktir. Adalet hâlâ adalettir. Merhamet hâlâ merhamettir. Ve insan, hangi yüzyılda yaşarsa yaşasın, kendisini insan yapan değerlerden uzaklaştığında, aslında sahip olduğu her şeye rağmen bir şeyleri kaybetmeye başlar.
Belki de yaşadığımız çağın bize sorduğu en önemli soru şudur: Teknolojiyi ne kadar geliştirdiğimiz değil. Ekonomiyi ne kadar büyüttüğümüz değil. Dünyayı ne kadar değiştirdiğimizde. Her çağın kendine özgü bir sesi, bir telaşı, bir yönü vardır. Tarihçiler buna “zamanın ruhu” der. İnsanlar değişir, teknolojiler gelişir, sınırlar yeniden çizilir; fakat asıl değişen, insanın dünyayı algılama biçimidir.
İçinde yaşadığımız çağın ruhu ise hız üzerine kurulmuş durumda. Her şey daha çabuk olsun istiyoruz. Haberler saniyeler içinde yayılıyor, fikirler birkaç cümleye sığdırılıyor, ilişkiler bile sabırsızlığın gölgesinde şekilleniyor. Oysa insan ruhu, teknolojinin hızına ayak uydurabilecek kadar mekanik değil. Düşünmek, anlamak, sevmek, üretmek ve hatta yas tutmak bile zamana ihtiyaç duyuyor.
Bir yandan hiç olmadığı kadar birbirimize bağlıyız; diğer yandan hiç olmadığı kadar yalnızız. Binlerce kişiye ulaşabilen ekranlarımız var ama derdimizi gerçekten anlatabildiğimiz insanların sayısı giderek azalıyor. Kalabalıklar içinde görünür olma çabası, çoğu zaman insanı kendi iç dünyasına yabancılaştırıyor.
Zamanın ruhu aynı zamanda bir tüketim kültürü inşa ediyor. Sadece eşyaları değil, duyguları, ilişkileri ve hatta fikirleri bile hızla tüketiyoruz. Dün hayran olduğumuz şeyleri bugün unutuyor, bugün tartıştıklarımızı yarın hatırlamıyoruz. Sürekli yeninin peşinden koşarken, kalıcı olanın değerini gözden kaçırıyoruz.
Ancak her çağ, kendi panzehirini de içinde taşır. Hızın hüküm sürdüğü bir dönemde yavaşlayabilmek, gürültünün ortasında sessizliği koruyabilmek, kalabalıklar arasında insan kalabilmek belki de çağımızın en büyük erdemidir. Çünkü zamanın ruhuna teslim olmak başka şeydir, onu anlamak ve gerektiğinde ona karşı durabilmek başka.
Belki de asıl mesele, çağın bizi nereye sürüklediği değil; bütün bu değişimin içinde kendi vicdanımızı, değerlerimizi ve insanlığımızı ne kadar koruyabildiğimizdir. Çünkü günün sonunda zamanı şekillendiren de, ona ruhunu veren de yine insandır.
Ve insan, hangi çağda yaşarsa yaşasın, anlam arayışından vazgeçmediği sürece geleceğe dair umudunu da kaybetmeyecektir…
Balıkesir, sporla hem gençliğini diri tutabilir hem de Türkiye'ye örnek bir şehir haline gelebilir.
Bayram Sabahları
Yılın en anlamlı günlerinden biridir Babalar Günü
Süreklilik Arz Eden, Derin Bir Süreç
Tarım, Hayvancılık, Çiftçi
İKLİM KANUNLARI MI, ÖZGÜRLÜĞÜN KAYIP NOKTASI MI?
Fifa Dünya Kulüpler Kupası maçlarını izlemek
Balıkesir’in Kaybolan Neşesi
Kalbin Konuştuğu Dil
Boksun Estetikle Dansı
Balıkesir nasıl gelişir, nasıl değişir, nasıl kendi kendini geliştirir?
YERİN SESSİZ İSYANI
BALIKESİR SOFRASI
Bazı zaferler sadece cephede kazanılmaz
Yıl 1919
12 Eylül’ün yıl dönümüne ithafen
Zamanın ayak izleri, her birimizin kalbinde başka başka şekillerde belirir.
Biz bu oyunu gerçekten seviyoruz
Sonsuzluğu hayal eden bir kalp, geçici olanla kendini kandırmamalı
ÖNGÖRÜSEL KODLAMA VE ALGISAL TAMAMLAMA
İnsanlık tükenmeyecektir
Bir Ömrün Sessiz Hırsızlarına Dair
İnsanın hayatında bir dönem gelir
SADECE BİR ÜLKENİN DEĞİL, BİR İNSANLIĞIN YASI
Bir bardak çay içimlikmiş bir ömür meğer…
Bugün 24 Kasım
Her şehirde bazı insanlar vardır
Hayatta insanın içini en çok acıtan şey, yanlış yaptıkları değil
Belki de en büyük çığlık, erkeğin sessizliğinde gizli
Boks Kavga Değildir, Gücün Bilgiyle Terbiye Edildiği Spordur
Hayatın Rengine Dokunan Bir Umut
Yapay Zekâyı Anlamak
Müzik, kulağa gelen hoş bir ses olmaktan çok daha fazlasıdır
Hayat, elimizde tutmaya çalıştığımız ama parmaklarımızın arasından sürekli kayan ince bir kum
Son yıllarda evrenle aramız epey samimi
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum
İnsanlık tarihi, karanlıktan aydınlığa doğru atılan adımların hikâyesidir.
Bazı anılar vardır; fotoğrafı yoktur, tarihi belli değildir,
On bir ayın sultanı Ramazan
Direksiyonda kimin olduğu, gideceğimiz yolu belirler.
Sabah gözümüzü açar açmaz başlıyor karar maratonu
Yaşamak bir sanattır; herkes yaşamayı beceremez
Hayatın En Değerli Yatırımı
“Gafil gezme şaşkın, bir gün ölürsün” sözü, Anadolu irfanının en sert ama en merhametli uyarılarından biridir.
Düşüncelerimizin Üzerine Çöken Sessiz Bulut
Hepimizin diline yerleşmiş, neredeyse refleks haline gelmiş bir cümle var: Zamanım yok
Günümüz dünyasında herkes bir sahnede
İnsan olmak üzerine sayısız kitap yazıldı, teoriler üretildi, felsefeler kuruldu.
Hayatın Sessiz Mimarı
Sevgi ve emekle geçen bir ömür…
19 Mayıs, sadece bir takvim yaprağı değildir. Bir milletin küllerinden yeniden ayağa kalkmaya karar verdiği gündür.
Sabahın erken saatinde okul servisine yetişmeye çalışan çocuklar
Modern çağın en büyük paradokslarından biri şu olabilir
İnsan, annesinin elini ilk tuttuğu günü hatırlamaz.
Futbol, dünyanın en basit görünen ama en karmaşık oyunlarından biri.