Sistemimizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için yasal mevzuata uygun çerezler kullanılır. Balıkesir Ticaret Platformu’yu kullanarak bu çerezleri kabul etmiş olursunuz. Detaylı bilgi için çerez politası sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Ama o elin kendisini hiç bırakmadığını bilir. Düştüğünde kaldıran. Hastalandığında sabahlara kadar başında bekleyen. Üşüdüğünde üzerine örtü örten. Ağladığında gözyaşını kendi gözyaşı gibi hisseden, bir insan vardır hayatımızda. Adına “anne” deriz. Ve çoğu zaman onun hep orada olacağını zannederiz. Çünkü insan, annesinin varlığının her zaman var olacağını sanır. Ta ki bir gün. Bir yoğun bakım kapısının önünde, elinden hiçbir şey gelmeden beklemeye başlayana kadar. İşte o gün, insanın içindeki bütün dengeler değişir.
Hayatta bazı acılar vardır. İnsan onları anlatmak ister ama kelimeler yetmez. Çünkü bazı acılar yaşanır. Ama tarif edilemez. Bazı yaralar görünmez. Ama insanın içini lime lime eder. Ve bazı çaresizlikler vardır ki, insanı öldürmez ama her gün biraz daha eksiltir. Ölmekten beter eder. Acısı olan, böyle bir çaresizliğin içinde yaşar. Her sabah gözlerini açar ama yeni bir güne başlamaz. Yeni bir acıya, yeni bir özleme, yeni bir korkuya, yeni bir parçalanışa uyanır.
Canın…Sığınağın…Çocukluğun…Dünyan…Yaşam destek ünitesine bağlı olarak bir odada yatar. Sen her gün onu görmeye gidersin. Ve her gün biraz daha eksilirsin. Kapıdan içeri girdiğin anda, yüreğinin üzerine görünmeyen bir kor çöker. O odadaki sessizlik. Cihazların sesi. O ağır hava…Bütün bunlar ruhuna işler. Ve sonra gözlerin annene takılır. Benim canım annem. Bir zamanlar benim saçımı okşayan eller. Beni ateşler içinde sabahlara kadar bekleyen gözler. Bir yerim acıdığında benden önce canı yanan yüreği. Şimdi yoğun bakım odasındadır. Ve sen, elinden hiçbir şey gelmeden ona bakarsın. İşte insanı en çok öldüren şey de bu olur, çaresizlik… Elinden hiçbir şey gelmez.
Bir evladın yaşayabileceği en ağır yüklerden biri, annesinin acısını seyretmektir. Keşke mümkün olsa. Keşke bütün acılarını bana verebilse. Keşke bütün ağrıları benim bedenimde toplansa. Keşke o rahat etse de ben yansam. Ben razıyım. Yeter ki annem çekmesin dersin. Ama olmaz. İnsan sevdiği için her şeyi göze alabiliyor da, çaresizliği göze alamıyor. Çünkü çaresizlik insanın içini kemiren görünmez bir canavar gibi. Her gün biraz daha yiyor insanı. Her gün biraz daha tüketiyor. Ve her gün annenin yanına gidersin. Dakikalarca ona bakarsın. İçinden binlerce cümle geçer. Konuşursun. Dualar edersin. Sessizce ağlarsın. Bazen elini tutarsın. Bazen yüzüne bakarsın. Ve her bakışında içinde başka bir yer yıkılır. Çünkü sadece anneni görmezsin. Geçmişini görürsün. Çocukluğunu görürsün. Sana sarıldığı günleri görürsün. Hastalandığın gecelerde başucunda bekleyişini görürsün. Bir lokma fazla yiyesin diye uğraştığı günleri görürsün. Onun gözlerinde yıllarını görürsün. Ve şimdi sana hayat veren insanın karşısında, hiçbir şey yapamadan durursun. İnsan bunun ağırlığını nasıl taşıyabilir? Çünkü yaşadığın şey bir üzüntü değildir. Bu, içine çöken bir ateş, bir kordur. Bu, her nefes alışta yeniden kanayan bir yaradır. Bu, içinden kopan parçaların acı dolu sessiz çığlığıdır. Artık gözyaşların bile acını anlatmaya yetmez. Çünkü bazı ağrılar gözlerden değil, ruhun en derin yerlerinden akar.
En ağır an ise, ziyaret saati bitince başlar. İşte o an…İşte o birkaç dakika…Tarifini hâlâ bulamadığın bir işkence gibidir. Annenin yüzüne son bir kez bakarsın. Saçlarını düzeltirsin. Sessizce yanağını okşarsın. Belki içinden bin kere “Seni seviyorum anne. Merak etme ben yanındayım, buradayım, kapının yanında bekliyorum…” dersin. Ve sonra dönüp çıkman gerekir. Ayakların gider ama yüreğin gitmez. Aslında hastaneden çıkmazsın. Canını orada bırakıp dönersin. Her ayrılışta sanki etlerinden bir parça kopar. Her kapı kapanışında içinde başka bir şey ölür. Ve dışarı çıktığında kendini eksilmiş hissedersin. Çünkü annesini orada yalnız bırakmak, bir evlat için tarif edilemez bir acıdır. Bilirsin ki orada doktorlar var. Hemşireler var. Cihazlar var. Ama bir evladın yüreği mantıkla ikna olmaz. İçinde sürekli aynı ses: beni arıyor, yanında istiyor ben bunu biliyorum. Kendini yalnız hissediyor farkındayım. Yanından ayrılmam onu da üzüyor çok eminim. İşte bu düşünceler, geceleri uykunu alıp götürür. Ve sen her gün yeniden parçalanırsın. Bazen düşünürsün… İnsan bu kadar acıyı nasıl taşıyabilir? Bu kadar çaresizlik bir kalbe nasıl sığar? Bu kadar acı, bu kadar korku, bu kadar yangın insanı nasıl ayakta tutar?
Bilmezsin…Tek bildiğin şey, için yanar. Hem de tarif edemeyeceğin kadar. Yüreğin yanar. Hem de küllerini savuracak kadar. İçin çöker. Ve bazen bu çaresizliğin altında nefes almakta bile zorlanırsın. Çünkü insan sevdiği birinin acısını izlemek zorunda kaldığında, aslında kendisi de sessizce yanmaya başlar. Ve sen sadece annenin acısını yaşamazsın. Bir evlat olmanın çaresizliğini yaşarsın. Belki de insanın yüreğini en çok da bu yakar. Sevdiğin için her şeyini verecek kadar hazırsındır. Ama verecek hiçbir şeyinin, yapacak hiç bir şeyin olmadığını görürsün. İşte o zaman insan, kendi acısının altında sessizce çöker. Geriye yalnızca yüreğin sessiz feryadı kalır “Anne…Canım annem…Ne olur biraz daha dayan…Çünkü sen orada yatarken, ben de burada seninle birlikte yanıyorum…Ve inan, senden ayrılıp eve dönen bedenim olsa da, yüreğim hâlâ senin başucunda bekliyor…”
Balıkesir, sporla hem gençliğini diri tutabilir hem de Türkiye'ye örnek bir şehir haline gelebilir.
Bayram Sabahları
Yılın en anlamlı günlerinden biridir Babalar Günü
Süreklilik Arz Eden, Derin Bir Süreç
Tarım, Hayvancılık, Çiftçi
İKLİM KANUNLARI MI, ÖZGÜRLÜĞÜN KAYIP NOKTASI MI?
Fifa Dünya Kulüpler Kupası maçlarını izlemek
Balıkesir’in Kaybolan Neşesi
Kalbin Konuştuğu Dil
Boksun Estetikle Dansı
Balıkesir nasıl gelişir, nasıl değişir, nasıl kendi kendini geliştirir?
YERİN SESSİZ İSYANI
BALIKESİR SOFRASI
Bazı zaferler sadece cephede kazanılmaz
Yıl 1919
12 Eylül’ün yıl dönümüne ithafen
Zamanın ayak izleri, her birimizin kalbinde başka başka şekillerde belirir.
Biz bu oyunu gerçekten seviyoruz
Sonsuzluğu hayal eden bir kalp, geçici olanla kendini kandırmamalı
ÖNGÖRÜSEL KODLAMA VE ALGISAL TAMAMLAMA
İnsanlık tükenmeyecektir
Bir Ömrün Sessiz Hırsızlarına Dair
İnsanın hayatında bir dönem gelir
SADECE BİR ÜLKENİN DEĞİL, BİR İNSANLIĞIN YASI
Bir bardak çay içimlikmiş bir ömür meğer…
Bugün 24 Kasım
Her şehirde bazı insanlar vardır
Hayatta insanın içini en çok acıtan şey, yanlış yaptıkları değil
Belki de en büyük çığlık, erkeğin sessizliğinde gizli
Boks Kavga Değildir, Gücün Bilgiyle Terbiye Edildiği Spordur
Hayatın Rengine Dokunan Bir Umut
Yapay Zekâyı Anlamak
Müzik, kulağa gelen hoş bir ses olmaktan çok daha fazlasıdır
Hayat, elimizde tutmaya çalıştığımız ama parmaklarımızın arasından sürekli kayan ince bir kum
Son yıllarda evrenle aramız epey samimi
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum
İnsanlık tarihi, karanlıktan aydınlığa doğru atılan adımların hikâyesidir.
Bazı anılar vardır; fotoğrafı yoktur, tarihi belli değildir,
On bir ayın sultanı Ramazan
Direksiyonda kimin olduğu, gideceğimiz yolu belirler.
Sabah gözümüzü açar açmaz başlıyor karar maratonu
Yaşamak bir sanattır; herkes yaşamayı beceremez
Hayatın En Değerli Yatırımı
“Gafil gezme şaşkın, bir gün ölürsün” sözü, Anadolu irfanının en sert ama en merhametli uyarılarından biridir.
Düşüncelerimizin Üzerine Çöken Sessiz Bulut
Hepimizin diline yerleşmiş, neredeyse refleks haline gelmiş bir cümle var: Zamanım yok
Günümüz dünyasında herkes bir sahnede
İnsan olmak üzerine sayısız kitap yazıldı, teoriler üretildi, felsefeler kuruldu.
Hayatın Sessiz Mimarı
Sevgi ve emekle geçen bir ömür…
19 Mayıs, sadece bir takvim yaprağı değildir. Bir milletin küllerinden yeniden ayağa kalkmaya karar verdiği gündür.
Sabahın erken saatinde okul servisine yetişmeye çalışan çocuklar
Modern çağın en büyük paradokslarından biri şu olabilir
Bazı dönemler vardır; insanlar yaşadıkları çağın farkında olmadan yaşarlar.
Futbol, dünyanın en basit görünen ama en karmaşık oyunlarından biri.