BİR HARFİN BORCU
Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum
Bu cümleyi ilk duyduğunuzda ya irkilirsiniz ya da içinizde eski bir kapı aralanır. Modern düşünenler için ağır, hatta rahatsız edici bile olabilir. “Kölelik” kelimesinin bugün özgürlükle yan yana gelmesi tabi ki mümkün değildir. Ama bu söz, kelimelerin bugünkü anlamlarıyla değil; insanın bilgi karşısındaki acziyetini bilen bir bilgelikle okunmalı, öyle algılanmalıdır.
Bu cümle bir boyun eğiş değil, bir vefadır. İnsan, kendisine bir şey öğretilmeden önce eksiktir. Bu eksikliği gidermede yardımcı olana duyulan bir minnettir bu cümlenin özü.
“Bir harf” neden bu kadar önemlidir ?
Buradaki “bir harf” aslında şunu temsil eder: insan zihninde bir harf, bir kapının kilididir. Bilgiye açılan ilk kapı, cehaletten çıkışın ilk adımı, insan zihninde zincirleme etki yaratan ilk bilgi tohumu. Yani mesele alfabe değil; insanı insan yapan sürecin başlamasıdır.
İşte bu yüzden “bir harf” bu kadar önemlidir.
Bu ifade, Hz. Ali'nin ilme ve öğretmene verdiği değeri anlatmak için söylediği (ya da ona nispet edilen) veciz bir sözdür. Belirli bir tarihsel mekân ya da tek bir olaydan ziyade, İslam düşüncesinde ilmin kutsallığını vurgulayan ahlaki-felsefi bir duruşu yansıtır.
Peki, ne için söylenmiştir? Bilginin ve eğitimin değerini yüceltmek. Öğretmene saygının ne kadar önemli olduğunu göstermek. İnsan üzerinde en küçük bilginin bile büyük bir emek ve hak doğurduğunu anlatmak için söylenmiştir.
Buradaki “köle olmak” ifadesi kelimesi kelimesine bir kölelik değil “öğretene derin bir minnet, saygı ve vefa borcu” anlamında mecaz bir ifadedir. Bu sözün Hz. Ali'ye atfedilmesi tesadüf değildir. Çünkü o, ilmi güç için değil, emanet olarak gören bir anlayışın temsilcisidir. Buradaki “kölelik”, zincirli bir itaat değil; ömrü aşan bir vefa borcudur. Öğretenin hakkını inkâr edemeyecek kadar bilincinde olmaktır.
Bugün öğretmenliğin maaş bordrosuna, ders saatine, müfredata sıkıştırıldığı bir çağda yaşıyoruz. Bilgi “hizmet”, öğrenci “müşteri”, öğretmen ise “personel” gibi görülüyor. Böyle bir dünyada bu söz doğal olarak fazla geliyor. Çünkü biz artık bilgiyi hak sayıyoruz; emek olduğunu unutuyoruz.
Oysa bir insanın karşısına geçip ona bir harf öğretebilmek , bir deneyimi sunabilmek, bir tecrübeyi aktarabilmek, bir bilgiyi kavratmak, bir ustalığı göstermek, bir beceriyi kazandırmak bunların hepsini yapabilmek; sabır ister, tekrar ister, emek ister, özveri ister, zaman ister, ve en önemlisi: kendinden vermeyi ister.
Eskiden hoca, talebenin zihnine olduğu kadar ahlakına da dokunurdu. Bugün bilgi aktarılıyor ama iz bırakmıyor. Çünkü iz bırakmak, insanı yormayı göze almaktır. Kimse yorulmak istemiyor.
Hz Ali'nin bu sözü, öğretmeni putlaştırmıyor. Kör itaati de savunmuyor. Tam tersine, şunu söylüyor: “Beni ben yapan değerlere katkıda bulunanı yok sayamam.” Bu, insanın kendine karşı dürüst olmasıdır.
Bir harf öğreten, her zaman bir öğretmen olmayabilir. Bazen bir anne, bazen bir baba, bazen bir usta, bazen bir antrenör, bazen bir kitap, bazen de doğru zamanda söylenmiş bir cümle olabilir.
Hepimizin hayatında böyle biri yada böyle bir dönüm noktası vardır. Dönüp baktığımızda “benim yolum orada değişti” dediğimiz o an… İşte o anın sahibi, kırk yıl değil, bir ömür hatırlanmayı hak eder.
Belki bugün kimse kimsenin kölesi olmaz. Ama nankör de olmak zorunda değiliz.
Bu söz bize şunu hatırlatıyor:
Bilgi bizi özgürleştirir ama tevazuyu kaybedersek özgürlüğün de içi boşalır.
Bir harfi küçümseyen, kelimeyi;
kelimeyi küçümseyen, bir fikri;
bir fikri küçümseyen, insanı kaybeder. Ve insanı kaybeden, zaten her şeyi kaybetmiştir.