A LİGİ BİZE AĞIR MI GELDİ?
Türkiye, Dünya Kupası’na katılma başarısının ardından uzun zamandır ilk kez yeniden farklı bir heyecan yaşadı.
Milli Takımımızın Dünya Kupası yolculuğu hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı oldu.
Ardından ilk kez mücadele edeceği A Ligi'nde Avrupa'nın güçlü futbol ülkeleriyle karşılaşmaya başladık.
Milli Takımımızı Kocaeli'de Fransa karşısında canlı olarak izledim.
Sonrasında Bursa'da, son üç Dünya Kupası'na katılamamış ve uzun süredir eski günlerinden uzak görüntü veren İtalya karşısında alınan ağır mağlubiyet geldi.
Ardından deplasmanda Belçika karşısında nasıl bir reaksiyon göstereceğimiz merak edilirken, Avrupa'nın farklı ülkelerinde yaşayan gurbetçilerimizin de büyük desteğiyle adeta kendi evimizde oynadığımız karşılaşmada yine ağır bir sonuçla karşılaştık.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba A Ligi bize gerçekten ağır mı geldi?
Bence mesele sadece A Ligi değil.
Mesele, Türk futbolunun yıllardır bu seviyelere çıkarken arkasında ne kadar sağlam bir futbol aklı ve sürdürülebilir bir sistem oluşturabildiğidir.
Biz maalesef sonuçlar üzerinden yaşamaya çok alıştık.
Kazandığımızda her şey mükemmel…
Kaybettiğimizde ise her şey kötü!
Sevinçlerimiz de üzüntülerimiz de günlük.
Oysa futbol; günlük başarılarla değil, yıllar içerisinde oluşturulan doğru planlarla gelişir.
KISA, ORTA VE UZUN VADELİ PLANIMIZ VAR MI?
Asıl sorulması gereken soru bence budur.
Türkiye'nin futbolda kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri nedir?
Altyapıda neyi hedefliyoruz?
Oyuncu yetiştirme modelimiz nedir?
Antrenör yetiştirme konusunda hangi noktadayız?
Kulüplerimizin ekonomik ve sportif sürdürülebilirliği nasıl sağlanacak?
Profesyonel liglerden amatör futbola kadar bütün futbol piramidinin birbirine bağlantısı var mı?
Ve en önemlisi…
Türk futbolunun 5, 10 ve 15 yıl sonra nerede olmasını istiyoruz?
Bu soruların cevaplarını yalnızca Milli Takım üzerinden aramak mümkün değil.
Çünkü Milli Takım, ülkedeki futbol sisteminin vitrinidir.
Vitrindeki görüntüyü değiştirmek istiyorsak önce mağazanın tamamına bakmamız gerekiyor.
TÜRK FUTBOLUNDA BÜYÜK BİR FIRSAT VAR
Türkiye Futbol Federasyonu'nun bugün yaşadığı tartışmalar, değişimler ve belirsizlikler doğru yönetildiği takdirde aslında Türk futbolu adına önemli bir fırsata da dönüşebilir.
Çünkü yeni bir döneme girilecekse sadece isimlerin değişmesi yetmez.
Zihniyetin, yapılanmanın ve hedeflerin de değişmesi gerekir.
Burada özellikle dikkatle incelenmesi gerektiğini düşündüğüm bir model var:
Türk Voleybolu.
Voleybolda son yıllarda ortaya konulan yapılanma, altyapı yaklaşımı, milli takım organizasyonu, uluslararası vizyon ve sürdürülebilir başarı anlayışı Türk futbolu açısından da ciddi şekilde analiz edilmelidir.
Elbette futbolla voleybolun dinamikleri aynı değildir.
Ama bir spor branşının dünya seviyesinde nasıl sistemli bir şekilde büyütülebileceğine dair önemli dersler çıkarmak mümkündür.
TÜRK FUTBOLUNA ACİL SWOT ANALİZİ
Artık Türk futbolunun duygularla değil, verilerle masaya yatırılması gerektiğine inanıyorum.
Güçlü yönlerimiz…
Zayıf yönlerimiz…
Fırsatlarımız…
Tehditlerimiz…
Bunları bütün futbol piramidini kapsayacak şekilde ortaya koymalıyız.
Ve ardından sadece rapor hazırlamakla kalmayıp;
reel, uygulanabilir ve ölçülebilir projeleri hayata geçirmeliyiz.
Profesyonel futbol…
Altyapı…
Antrenör eğitimi…
Hakemlik…
Oyuncu gelişimi…
Kulüp yönetimi…
Scout ve veri analizi…
Spor bilimleri…
Kadın futbolu…
Amatör futbol…
Tesisleşme…
Ve futbol ekonomisi…
Hepsi aynı stratejinin parçaları olmalı.
Çünkü Avrupa futbolunun neredeyse en alt kademesinden en üst seviyesine kadar birçok ülke sistemlerini yıllardır geliştirirken bizim hâlâ çoğu zaman günü kurtarmaya çalışmamız sürdürülebilir değildir.
ARTIK SADECE “BAŞARILI OLALIM” DEMEMELİYİZ
Artık hedefimizi daha net koymalıyız.
Bugün değil, 2030'u; 2035'i; hatta 2040'ı konuşmalıyız.
Bugünün Milli Takımı kadar, yarının Milli Takımı'nı da düşünmeliyiz.
Bugünün futbolcusunu değil, 10 yıl sonra A Milli Takım formasını giyecek çocuğu bugünden planlamalıyız.
Bugünün teknik direktörünü değil, 10 yıl sonra Avrupa'nın en önemli kulüplerinde görev yapabilecek Türk antrenörlerini yetiştirmeyi hedeflemeliyiz.
Kısacası;
Sonuçları değil, sistemi yönetmeliyiz.
Belki de bugün yaşadığımız ağır mağlubiyetler bize bir şey anlatıyor.
A Ligi bize ağır gelmiş olabilir.
Ama bundan daha önemlisi şu:
A Ligi seviyesinde kalıcı olabilecek bir futbol sistemi kurabildik mi?
Bence asıl cevaplamamız gereken soru budur.
Çünkü Türk futbolunun ihtiyacı bir günlük heyecan, bir maçlık başarı veya bir turnuva coşkusu değildir.
İhtiyacımız olan şey;
akıl, plan, liyakat, sürdürülebilirlik, bilim ve vizyondur.
Türkiye'nin futboldaki potansiyeli ortadadır.
Şimdi yapılması gereken, bu potansiyeli doğru bir sistem içerisinde gerçeğe dönüştürmektir.
Türk futbolunun yeniden yapılanmaya değil, doğru bir futbol aklıyla yeniden inşa edilmeye ihtiyacı var.
Ve belki de bugün bunun için en doğru zamandayız.
Çünkü bazen ağır bir mağlubiyet, yıllardır görmezden geldiğimiz gerçekleri bütün çıplaklığıyla önümüze koyar.
Şimdi mesele kaybettiğimiz maçlara üzülmek değil…
O maçlardan nasıl bir Türk futbolu çıkaracağımıza karar vermektir.