Sistemimizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için yasal mevzuata uygun çerezler kullanılır. Balıkesir Ticaret Platformu’yu kullanarak bu çerezleri kabul etmiş olursunuz. Detaylı bilgi için çerez politası sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Telefon ekranında veya sosyal medya sağ olsun senin unuttuklarını sana çok güzel hatırlatıyor..!
Eski fotoğraflar arasında gezinirken bir anda durur. Gözler bir kareye takılır. Belki yıllar önce çekilmiş, belki artık hayatında olmayan birinin gülüşü…
O an insanın aklına aynı soru düşer:
Ben geçmişi mi özlüyorum, yoksa geleceği mi bekliyorum?
Ben bazen geçmişi özlediğimi sanıyorum.
Oysa biraz daha dürüst olunca şunu fark ediyorum: Özlediğim şey, o zamanki benim. Daha az yorulan, daha az düşünen, daha çok inanan hâlim. Hayatın bu kadar ağır gelmediği zamanlar…
Belki de geçmişe duyduğumuz özlem, aslında kaybettiğimiz masumiyete duyulan bir hasret.
Ama geçmişe fazla bakınca insan yürüyemiyor.
Nazım Hikmet'in dediği gibi:
“En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.”
Biz ise bazen çoktan yüzdüğümüz denizlerde boğuluyoruz.
Gelecek ise başka bir imtihan.
Bilinmezliğiyle korkutuyor. “Ya olmazsa?” sorusu geceleri insanın uykusunu kaçırıyor.
Ama yine de insan, bütün yorgunluğuna rağmen sabah uyanıyorsa, bunun sebebi geçmiş değil; gelecekte bir şeylerin değişeceğine dair inançtır.
Steve Jobs, üniversiteyi bıraktığında kimse onun bir gün dünyayı değiştireceğini düşünmüyordu.
O, geçmişin güvenli yolunu değil, geleceğin belirsiz ihtimalini seçti. Yıllar sonra söylediği şu cümle boşuna değildi:
“ Noktaları ileriye bakarak birleştiremezsiniz, ancak geriye dönüp baktığınızda anlam kazanırlar.”
Mustafa Kemal Atatürk ise geçmişin külleri arasından bir milletin geleceğini inşa etti.
Osmanlı'nın yıkıntıları arasında kalıp “eskiden neydik ” diye ağıt yakabilirdi.
Ama o, gözünü geleceğe dikti. Çünkü biliyordu:
Bir millet geçmişiyle övünebilir, ama geleceğiyle yaşar.
Ben kendi hayatıma baktığımda şunu görüyorum:
Geçmişte yaptığım hatalar, bugün olduğum insanın yapı taşları. Eğer orada kalırsam, yarın olabileceğim kişiyi hiç tanıyamayacağım. Geçmiş bana ders verdi, gelecek ise bana bir ihtimal ve fırsatlar sunuyor.
Belki de asıl mesele şu:
Geçmiş, insanın öğretmenidir.
Gelecek ise sınavı.
İnsan geçmişten kaçamaz, ama oraya sığınmamalı.
Gelecekten korkmamalı, ama ona da körü körüne koşmamalı.
Çünkü hayat, ne tamamen dündür ne de sadece yarın. Hayat, tam şu anda nefes aldığımız bu anda gizlidir.
Ve ben artık şunu biliyorum:
Geçmişim bana kim olduğumu hatırlattı.
Gelecek ise bana kim olabileceğimi fısıldıyor.
Tercihim mi?
Geçmişe saygı, geleceğe cesaret.
“ Geçmişe dönüp bakıyorum; nereden geldiğimi unutmamak için…
Geleceğe yürüyorum; neden hâlâ ayakta olduğumu hatırlamak için.ÜZÜLDÜK..
Gemi su alır ise hep beraber batarız
Yapmak İstemeyen Mazeretini Bulur
Gerçekten hazır mısın?
Memleket dediğin yer, çocukluğunun saklandığı en güzel köşedir
Başlamak, en güçlü eylemdir
Sporcu, sadece sahada değil hayatta da kazanır
Marka teknik direktör olmak, başarıyı garantiler mi?
Bazen öyle bir an gelir ki, her şey üst üste gelir
Bilgi ve Yetki Arasındaki Uçurum
Hepimizin bir “güvenli limanı” vardır
Hayat, kimine sıcak bir yuva, kimine dar bir sokak sunarak başlar
Toplumlar yalnızca yüksek sesle konuşanlar tarafından yönetilmez
Birilerini “yakınımız” olduğu için mi seçiyoruz, yoksa geleceğimizi emanet edebileceğimiz insanlar oldukları için mi?
Balıkesir’de spor konuşurken sıkça aynı cümleleri duyarız: