Sistemimizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için yasal mevzuata uygun çerezler kullanılır. Balıkesir Ticaret Platformu’yu kullanarak bu çerezleri kabul etmiş olursunuz. Detaylı bilgi için çerez politası sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Ama başlangıç noktası ne kadar farklı olursa olsun, insanı ileri taşıyan tek şey vardır: Gitmek istediği yer.
Çoğu zaman kaderin, doğduğumuz evin duvarları arasında yazıldığına inanırız. Oysa kader, duvarlarda değil; kalbimizde saklıdır. Ve o kalbin içinde açılacak kapının anahtarını da kimse değil, sadece biz taşırız.
Bir çocuk, bir odanın içine sıkışmış gibi hissedebilir…
Ama o odanın penceresinden gördüğü küçücük bir gökyüzü bile onun hayallerini büyütmeye yeter. Tıpkı yoksulluğun içinden çıkıp Türkiye'nin en büyük iş insanlarından biri hâline gelen Rahmi Koç gibi… Bir keresinde “Bana verilen değil, benim istediklerim hayatımı belirledi,” demişti. Doğduğu aile güçlüydü, evet; fakat onun kaderini belirleyen, eline altın bir tepsi verilmeli değildi: Çalışma disiplini, öğrenme arzusu ve vazgeçmemesiydi.
Her başlangıç güçlü değildir ama her insan güçlü olabilir.
Örneğin Cristiano Ronaldo… Madeira'nın arka sokaklarında, çatıları akan bir evde büyüdü. Babası alkol bağımlısıydı, ailesinin maddi durumu zorluk içindeydi. Ama o, “Benim kaderim bu değil,” diyerek tek bir şeye sarıldı: Futbola. Saatlerce duvarlara top şutladı, bazen aç uyudu, bazen soğukta idman yaptı. Bugün dünyanın en çok tanınan sporcularından biri. Çünkü doğduğu ev onun hikâyesinin başlangıcıydı, sonu değil.
Türkiye'den bir başka örnek: Aziz Sancar
Mardin'in Savur ilçesinde, okulu olmayan bir evde büyüdü. Bir kandilin altında ders çalışarak Nobel'e uzandı. Dünyaya “imkânsız yoktur” diye haykıran en güçlü kanıtlardan biri oldu. Sancar'ın çocukluğu kaderi değildi; kaderini değiştiren onun inadı, bilime duyduğu tutku ve çalışkanlığıydı.
Örnekleri çoğaltmak kolay Steve Cops,Sadio Nane vb.
Hayatın yorduğu ama pes etmeyenlerin hikâyesi, " Hayat kaybedenlerin değil pes edenlerin mezarlıkları ile doludur "
Çoğu insanın içi, kimseye anlatamadığı bir kırgınlık taşır. Belki babasının yokluğuyla büyümüştür… Belki imkânsızlıkların içinde sıkışmıştır… Belki çocukken duyduğu bir cümle, yıllar boyu peşini bırakmamıştır:
“ Sen yapamazsın.”
Ama bazen tam da o cümle, bir insanı ateşleyen kıvılcımdır.
Bir genç düşünün… Küçük bir Anadolu kasabasında, tek odalı bir evde büyümüş. Çatılar akıyor, soba sönüyor. Ama o, öğretmeninin verdiği kitapta okuduğu bir cümleye tutunuyor:
“ İnsan kaderini doğduğu yerde değil, attığı adımda belirler .”
O genç, yıllar sonra büyük şehirde kendi işini kuruyor. Belki bir iş insanı, belki başarılı bir öğretmen, belki bir futbol antrenörü oluyor. Çünkü her insan içinde taşıdığı potansiyeli fark ettiği anda, kaderi değişmeye başlar.
Kader bir başlangıçtır, sonuç değil
Bizim en büyük yanılgımız, başlangıçları son sanmamızdır. Oysa tarih de, spor dünyası da, bilim de, sokak aralarındaki sessiz kahramanlar da aynı şeyi fısıldar:
“Doğduğun ev, kaderin değildir.”
İster bir gecekonduda, ister bir yalıda doğmuş olsan da
geleceğini belirleyen şey, doğduğun ev değil, kalkıp yürüdüğün yoldur...!
Bugün belki imkânların sınırlı olabilir, belki seni tutan zincirler varmış gibi hissedebilirsin. Dünya da çok meşhur ve kariyer sahibi insanların hiç hayat hikayesini incelediniz mi? Kimse onları kollarını açılarak veya kırmızı halı serili kaldırımları geçerek elde etmedi..!
Ama unutma:
Zincirlerin en güçlü halkası bile bir adımla kırılır.
Kendine şu soruyu sor?
“Ben aslında nerede olmak istiyorum?”
Cevabı bulduğunda göreceksin…
Kader senin elinde şekillenen bir yol haritasıdır.
Ve o haritayı çizmeye başlamak için bugünden daha iyi bir gün yoktur..
Dün geçti yarın ise meçhul bugün elinde.
ÜZÜLDÜK..
Gemi su alır ise hep beraber batarız
Yapmak İstemeyen Mazeretini Bulur
Gerçekten hazır mısın?
Memleket dediğin yer, çocukluğunun saklandığı en güzel köşedir
Başlamak, en güçlü eylemdir
Sporcu, sadece sahada değil hayatta da kazanır
Marka teknik direktör olmak, başarıyı garantiler mi?
Bazen öyle bir an gelir ki, her şey üst üste gelir
Bilgi ve Yetki Arasındaki Uçurum
Hepimizin bir “güvenli limanı” vardır
Bazı akşamlar olur. İnsan kalabalığın içinde yapayalnız hisseder
Toplumlar yalnızca yüksek sesle konuşanlar tarafından yönetilmez
Birilerini “yakınımız” olduğu için mi seçiyoruz, yoksa geleceğimizi emanet edebileceğimiz insanlar oldukları için mi?
Balıkesir’de spor konuşurken sıkça aynı cümleleri duyarız: