Balıkesir Ticaret Platformu

Yükleniyor...
Balıkesir Ticaret Platformu

Dünyayı Kontrol Edebilenlerden misiniz?

Neden kontrolü bırakamıyoruz? Temelde şu iki sebepten kontrolü elden bırakamıyoruz...

Danışanım Filiz atla yaptığımız koçluk seansı sonucunda şu yorumu yaptı. “Keyifli bir uygulama oldu. Tüm kontrol bendeydi.”

Hayatında bir atla ilk kez bu tarz bir etkileşime giren birisinden gelen yorum enteresan. “Tüm kontrol bendeydi”.

Filiz o gün bana geldiğinde birkaç farklı sorununu anlattı. Ben de hiç yorum yapmadan Diamond'u getirdim ve kısa bir uygulama yaptık. Atla yapacağımız uygulamada öncelikli sorunun ortaya çıkacağını biliyordum. Herzaman böyle oluyor. Atların uygulamalarda bize rehberlik etmesi muhteşem bir kolaylaştırıcı.

Danışan geldiğinde kendisine sorun olduğunu zannettiği şeyleri anlatıyor. Atlar ise “işte senin asıl çözmen gereken konun bu, kendini oyalayıp da gerçek sorunun etrafında dönüp dolaşma.” diyorlar. 

Filiz'le ilgili bugünkü tespitimiz ise buydu. Kontrol. Kontrol etme isteği. Farkında olmadan, iyi birşeyler yaptığımızı zannederek, aile, iş arkadaşları, çevre, ve hızını alamadan dünyayı kontrol etmeye çabalamak.

Bazılarımızın hayatı kontrol etmekle geçiyor. İşin kötüsü bunun yapılması gereken birşey olduğunu düşünüyor ve aldıkları darbelerin farkına varmıyorlar. Hayat ufak tefek mesajlar gönderiyor ancak ciddi hastalıklarla karşılaşmadan şöyle bir durup durum değerlendirmesi yapamıyorlar. Bazen kişisel gelişime zaman harcayan insanların da bu durumu fark etmek konusunda çok gerilerde olduğunu üzülerek görüyorum.

Göğüs kanseri tedavisi gören arkadaşım bana “kontrolü bırakamıyorum, elimde değil” dedi. Aslında kendisini bu duruma düşüren tutumunu anlatıyordu.

Neden kontrolü bırakamıyoruz?

Temelde şu iki sebepten kontrolü elden bırakamıyoruz:

Güvenlik duygusu için kontrol, kendini güvende hissetmek. Herşeyi kontrol etmenin güvenlik sağlayacağı yanılgısı içindeler. ‘Kontrol etmek güvenlik sağlamanın garantisidir' zannediyorlar. Hep kendileri direksiyon başında olurlarsa birşey olmayacağını zannediyorlar.

Emin olmak için kontrol. Bir şeyi kesinlikle bilmek isteği, Bir şeyden hiç şüphesi olmamak, yüzde yüz emin olmak arzusu. Bu gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlardan, tehlikelerden kendimizi korumak için de geliştirilen bir davranış şekli.

Bu iki inanış da saçmalık çünkü hayatta kontrol diye birşey yoktur. Kontrol etmeye çalışıpta gereksiz yere sarfettiğiniz laflara ve enerjilere bir bakın.

Bir gün izmir'den gelen kız çocukluk arkadaşımı 24 yaşında bir kızı, 12 yaşında da bir oğlu ile gezdiriyorum. Akşamüstü çocuklarına sormaya başladı. Ne yemek istiyorsunuz. Oğlu et, kızı balık dedi. Biz de önce et restoranına uğrayalım, ufaklık yesin sonra balıkçıya gidelim dedik. Kızı ben balıkta yiyebilirim diyince arkadaşım başladı sen kararını ver hangisini istiyorsun. Balık mı et mi. vs. Farkında değil ve kızına sürekli aynı soruyu soruyor. Kızı da sonunda sert ve ters bir şekilde söylendi.

Bunu sorgulamanın kime ne faydası var. Hem de bu kadar basit bir konu için. Nasılsa her iki restorana da gideceğiz.

Nitekim et restoranına gittiğimizde kızı son kararını et yemekten kullandı. Sonra da balıkçıya gittik.

Burada çok basit bir örnek verdim. Bunun gibi yüzlercesini yaşıyoruz. Çocuğunuzun seçeceği meslek, işyerindeki geleceğiz…

Akışta mutlu olmayı denemek

Elimizden gelenin en iyisini yapıp biraz da kendimizi akışa bıraksak ne olur. Sistemin bir akışı var zaten. Oldukça da güçlü. Düşünün ki bir sandalda oturuyor ve derede gidiyorsunuz. Suyun tatlı tatlı bir akışı var ve sizi güzelce götürüyor. Siz birden ben şurada bir durayım diyor ve kenardaki çalıya tutunuyorsunuz. Su akmaya ve sandal hareket etmeye devam ediyor, sizin gücünüz, suyun gücüne ancak birkaç saniye dayanabilir. Sonuçta ne oluyor, birincisi siz planladığınız gibi duramıyorsunuz, ikincisi de elleriniz çalının dikenlerinden yara bere içinde kalıyor. Yolculuğa acıyla devam ediyorsunuz. Sistem sizi tatlı tatlı götürürken, zorla durduğunuzda su artık tatlı süratini bırakıyor, gümbür gümbür acı bir hal alıyor.

Bakın size atların dünyasından çarpıcı bir örnek vereceğim. Yer Güney Amerika'da vahşi doğanın ortası. Yakışıklı bir at düşünün. Çayır çimende geziniyor. Karşıdan da bir puma geliyor. Bu durumda ne olur?

Yanıtlarınızı duyuyorum. At kaçar, puma saldırır…Senaryolar tabi ki kötü.

Peki ben size desem ki at hiç istifini bozmaz ve kaçmaz, jaguar da yürür ve gider. Bu sizce mümkün müdür? Soruyu akıl ve mantığa sorduğumuz için tabi ki hayır yanıtını alırız. Mümkün değildir. Birisi avcı diğeri ise av hayvanı, tabi ki puma kovalar, saldırır…

Mümkündür. Neden? Çünkü pumanın karnı toktur. Doğada aç olmadığı halde  karnını doyurmak için saldıran tek canlı insandır. Hayvanat dünyasında bu yoktur.

At ise güçlü sezgileriyle pumanın tok olduğunu bilir ve o an için kendisini bir av olarak görmez. Çünkü puma tok ise tehlikeli değildir.  Bakın ne kadar basit. At ne yaptı, anın gereklerine göre hareket etti. Pumanın tok olduğu enerjisini hissettiği için, ve bu his doğru bilgi olduğu için kendinden emin bir şekilde yerinden kıpırdamadı. 

İşte anda olmak budur. Etrafı gözlemlemek, olan biteni kaçırmamak. Anın gereklerine göre hareket etmek. Halbuki aynı puma dün atı kovaladı, yarın da kovalıyacak. Ancak puma her an tehlikeli değil. Olayı o anda yorumlama becerisine sahip olan at istifini hiç bozmadı, enerjisini boşuna harcamadı. Gereksiz aksiyonlara girmedi.

‘Kervan yolda düzelir' demiş büyüklerimiz. Yola çıktık, sorun çıktı, sorunu burada çözmelidir. İşin sorunları işin içinde çözülür. Bu sorunu yerinde ve zamanında tespit etmeyi sağlar.

Kontrol etmeyi sevenler, yolda karşısına çıkacak olan sorunları o kadar çok düşünür ve odaklanır ki zaten bunları yaşaması kaçınılmaz olur. 


Bu yazı 42 kişi tarafından okundu.

İlginay Göbüt Göksel yeni yazılarından önce sen haberdar ol

Her türlü soru ve görüşleriniz için lütfen bizimle iletişime geçiniz. Bu yazı izinsiz olarak kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve değiştirip kullanılamaz.

Copyright © Balıkesir Ticaret Platformu Telif Hakları MND Ajans'a Aittir.